Bin yıllık kadim Türk ili Kerkük üzerinde kurgulanıp uygulanan emperyalist oyunlar, bugünlerde çok daha farklı bir sürece evrilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’ı işgali sonrasında bölgenin kuzeyine konuşlanan Kürt grupları ABD desteği ile Kerkük ve Musul başta olmak üzere Türkmen şehirlerini adeta yağmalamışlar; ilk iş olarak da tapu kayıtları ve nüfus kayıtlarını imha etmek suretiyle onlarca yıldır bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi arzusuna bir halka oluşturmuşlardır. Diktatör Saddam kontrolündeki zulmün acıları dahi daha taze, akan Türk kanı kurumamışken, yıllardır bölgede piyonluk ifa eden Barzani’nin yeni siyasi taşeronlukları bir haftalık zaman dilimi içerisinde bir bir ortaya çıkmaktadır.

İlk olarak, 28 Mart 1991 tarihinde Kerkük ile Erbil arasında kalan Altınköprü kasabasında Saddam ordusunun yüzlerce Türkmen soydaşımızı şehit ettiği olayın 26. yılında, bu sefer bölgesel yönetim tarafından kentteki kamu binalarında bölgesel yönetimin paçavrasının asılması ve tüm resmî yazışmaların bundan sonra Kürtçe olarak da yapılması uygulamasına geçilmiştir. Barzani ile birlikte iş tutan Kerkük valisinin almış olduğu bu karar, Irak Meclisi tarafından “uygulanamaz” hükmü ile bozulmuşsa da Peşmerge başının aksi söylemleri ve fiilleri devam etmektedir.

Bu iki kararın akabinde Kerkük İl Meclisi, Türkmen ve Arapların boykot ettiği oturumda kentin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) ilhakı için referanduma gidilmesi kararı aldı. Çeyrek asrı aşkın süreden bu yana bölgede can suyu verilen terörist grup artık “bağımsızlık” üst başlıklı söylemler gerçekleştirmekten de geri durmamaktadır.

Türk Dünyası Birlik Platformu olarak talebimiz çok nettir: Kerkük’ün teröristliği tescilli bir grup tarafından bir takım ayak oyunları ile ele düşmesine katî suretle seyirci kalınmamalıdır. Misak-ı Milli hudutlarımızın ve dahi gönlümüzün tam içinde yer alan Irak Türklüğünün yaşadığı acılar haddi çoktan aşmıştır. Gün Türkmeneli’nin bu yaralarını sarma vakitlerini işaret ederken, yeni acıların yaşanması vebalini tatmamamız elzemdir.  Ayrıca, Türkmeneli’nin yaşadığı bu sorunlar, direkt olarak Türk Devletinin bekasına ve güvenliğine yönelik tehditlerdir. Türkiye Cumhuriyeti devletimiz, devlet olmanın aslî gereği olarak hem kendi hem de Türkmen soydaşlarımızın hakkını savunmak için elinden geleni yapmakla mükelleftir. Konunun bir diğer muhatabı Irak Cumhuriyeti ise, kendi anayasasını ihlâl eden bu kararı bozmak zorundadır. Eğer, Kerkük’ün statüsü ile alakalı bir referandum yapılacaksa, Irak’ta görevde bulunan hükûmet önce, 2005 yılında yazılan Irak anayasasının 140. maddesinde açıkça ortaya konan Saddam Hüseyin tarafından ülkenin güneyine zorunlu göçe tâbi tutulan Türkmenlerin Kerkük’e dönüşünü sağlama ön şartını gerçekleştirecek kudreti ortaya koymalıdır.

Kerkük Türk’tür, yarınlara Türk taşımak mecburiyetimizdir!