Türkiye Cumhuriyeti devleti, içinden geçtiğimiz şu zorlu günlerde uluslar arası arenada bir takım yeni hamleler yapmakta, yıllardan bu yana sürdürdüğü politikalarından vazgeçmektedir. Türk milletine sevdalı, Türk medeniyetinin hak ettiği yüksek seviyelere erişmesi için gayret gösteren bizler, tüm bu gelişmeleri yakından takip etmekteyiz.

Ortaya çıkan bu tabloya bakıldığında, 50 yılı aşkın süredir ABD, Avrupa Birliği ve son tahlilde batıya karşı olan psikolojik bağlılığımızın yerini, Rusya ve Çin’e bırakılacak olduğu kaygısını gütmekteyiz.

1960’ların başından itibaren giriştiğimiz AB macerası boyunca, kuruluş esaslarımızdan verdiğimiz tavizler yetmezmiş gibi, artık bunların tedavisine ayıracağımız gündemimizi ve zamanımızı; bir başka emperyal güçlerin hegemonyasındaki Şanghay İşbirliği Örgütü’ne tahsis edilmesi süreci ile karşı karşıyız. Vaktiyle, Türkiye’nin AB üyeliğinin imkânsız olduğunu, dahası bu üyeliğin Türkiye’ye yarardan çok zarar sağlayacağını ifade eden bizleri adeta çarmıha germeye kalkanların Avrasya seviciliği yapmalarını hayretle izliyoruz.

Viyana kinlerini diri tutan AB’nin, Türk coğrafyasını ortak pazar hâline getirirken tozpembe rüyalar gören demagoglar bu kez Çin seviciliği, Rusya mâşukluğu söylemlerinin sahibi olmuştur. Öte yandan ŞİÖ içerisindeki bağımsız 3 Türk devleti üzerinden retorik geliştirmeye kalkanlar, Türk milletini aldatmaktan vazgeçmelidir. Yarım asırdan fazla AB kapısında enerjisi, morali, iktisadî kaynakları, siyasi egemenliği sömürülen Türk milletinin, bir bu kadar da Rusya ve Çin önderliğindeki ŞİÖ’nün kucağına bırakılması kabul edilemezdir. Kırım’ın işgali henüz taptaze iken, Doğu Türkistan Çin tarafından işgali ve zulmü her geçen gün artarak devam ediyorken, Karabağ’daki çözümsüzlükte, Suriye’de katledilen Türkmenlerin üzerinde Rusya’nın parmağı varken bu girişim akıl kârı değildir.

Tüm bu gerçekler göz önüne alındığında, çözüm reçetemiz asırlardır yanı başımızda duran ve 25 yıldır bağımsızlığını kazanmış Türk dünyasında vücut bulmaktadır. Artık, farklı açıdan dünyanın en iyileri arasına giren bu Türk devletlerine karşı hamasetten uzak, karşılıklı ilişkilere girmek gerekmektedir. Atalar toprağı ile anayurdun iktisadi, siyasi, sosyal, kültürel kucaklaşması sağlanmalıdır. Hayalperestlikten tamamen uzak, tüm ulus üstü ve ulusal güçlerle temaslarımız elbette sağlanmalı, yaşadığımız coğrafyaya etki eden/edebilecek tüm unsurlarla diyalog kurulmalı, konjonktüre göre herkesle temaslar sürdürülmeli ancak millî ülkü; Türk birliği için de adımlar atılmalıdır. Artık zaman, “Türkleri geldikleri yere, Asya’ya göndermek” amacıyla hareket edenlere karşı, geldiğimiz yerdeki Asya’daki kardeşlerimizle birleşip Türk mefkûresini inşa edeceğimiz anları göstermektedir. Dil, kültür, tarih, din gibi pek çok noktada birleşen ulus devletlerin bir araya gelmesi, ortak hareket etmesi kadar doğal bir talep yoktur.

2009 yılında kurulan Türk Dili Konuşan Ülkeler Konseyi (Türk Keneşi)’nin geliştirip uluslar arası sahnede güç olması, henüz buraya katılmayan Türk devletlerimizin buraya entegrasyonu hedef alınmalıdır. Uluslararası Türk Kültür Teşkilatı (TÜRKSOY) daha etkin ve yetkin bir hâle getirilerek Türk milletinin birliğini tesis etmelidir. Uluslararası Türk Akademisi, Türk dünyasının her köşesine ilim yayacak hâle getirilince dek büyütülmelidir. Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) sembol olmaktan öteye geçmelidir. Avrupa Birliği örneğini de göz önünde bulundurarak, nasıl bir kömür ve çelik teşkilatından ulusüstü organizasyona geçilmişse, Türk Cumhuriyetleri de ortak ekonomik unsuru olan “enerji üretimi” ve “enerji iletimi” alanlarında profesyonelce çalışan bir uluslararası organizasyon oluşturmalıdır. Bu durum yıllardır enerji kaynakları batı ve Rusya tarafından sömürülen Türk Cumhuriyetlerinin de bağımsızlıklarını perçinleyecek bir adım olacaktır. Bu bağlamda “Türk Enerji İşbirliği Örgütü” kurulmalıdır.

Türkiye’nin ve Türk dünyasının alternatifsiz olmadığını göstermek Adriyatik’ten Çin Seddi’ne bütün Türk toplulukları başta olmak üzere bütün mazlum ve mağdur halklar içinde umut kaynağı olacaktır. “Dünya beşten büyüktür” söyleminin karşılığı o beşten bir başkasına yaklaşmak değil, kendi alternatiflerini üretmekten geçmektedir.

Türk birliği hayâl yahut düş değil, Türk milletini ihya edecek yegâne gerçektir.

Şimdi Türk Birliği İçin Adım Atma Zamanı!