Türk Dünyası Birlik Platformu Genel Koordinatörü Halit Gökalp Küçük ile “Türk Dünyası, Balkanlar ve Ermeni Meselesi” üzerine söyleşi

Bizleri kırmayıp sorularımızı içtenlikle cevaplayan Gökalp Bey’e teşekkürlerimizi sunuyoruz. Türk Dünyası Birlik Platformu adına çeşitli proje ve çalışmalarda başarılar kazanacağınıza en içten dileklerimizle inanıyoruz. Başarılarınızın devamını dileriz.

Türk Dünyası’nın o uçsuz bucaksız sahasında bir başka konuyla diğer sayımızda buluşmak üzere esenlikle kalınız.

Mert Ç: Efendim öncelikle sizden platformumuzun kuruluş öyküsünü dinlemek istiyorum. İlk çıkış amaçlarının neler olduğundan bahseder misiniz? Şu an gelinen nokta sizi tatmin ediyor mu ?

Bu soru gerçekten önemli; Türk Dünyası Birlik Platformu’nun kuruluş öyküsünü anlatmaya çalışsam buna ne zaman ne de derginizin sayfaları yeter. Bugün platformumuz bünyesinde bulunan birçok arkadaşımız var. Akıllarında platformun nasıl kurulduğuna yönelik soru işaretleri olabilir. Bunu kısaca da olsa özetlemeye çalışacağım.

Yeni kurulan, yeni oluşturulan birçok sivil toplum kuruluşu gibi bizim platformumuzun oluşturulması da bir ihtiyaçtan, bir gereklilikten, bir eksiğin kapatılmasından doğdu. Dediğim gibi bir makam olsun veya faaliyet olsun diye asla kurulmadı. Platform ışığı etrafında toplanan arkadaşlarımız üreten arkadaşlarımız oldukları için eksiklikleri fark etmiş ve böyle bir yapıya gerek duymuşlardır.

Platform birlikteliğinden önce zaten bizler arkadaşlık, dostluk çemberi etrafında arkadaşlarımızla beraberdik. Uzaklarda da olsak, gönüller bir olduktan sonra mesafelerin önemi olmaz. Önemli olan eksikliğin ne olduğunu fark edebilmek ve bunu gidermek için çalışmalar yapmaktır. Bu nedenle kıymetli dostum Genel Sekreterimiz Ahmet Alkan Bey’le  beraber uzun saatler süren telefon görüşmeleri ve bazen de mesafeleri aşıp bir araya gelerek  istişarelerde bulunup, neler yapabileceğimizi tartıştık. Eksikliğin nerede olduğunu tespit etmeye çalıştık. Böylelikle platformumuzun ilk fikir tohumlarını ortaya attık.

2012 yılında aklımızdaki fikirler ile Isparta’da bir istişare toplantısı düzenledik. Bu toplantıda özellikle öğrenci toplulukları arasında bir iletişim eksikliği olduğunu ve bu iletişim eksikliğinin sivil toplum kuruluşları arasında da en önemli sorun olduğu kanısına vardık. Bütün bu sorunların çözümü için bir araya gelinmesi gerekiyordu. Böylelikle bir birliktelik yapısı şeklinde oluşturacağımız platformun ilk yapısının kurulmasına karar verdik. Bu platformda Türk Dünyası, Türkçe, Tarih, Kültür gibi nice öğrenci topluluğumuzun ortak bir çalışma alanının olabileceğini  düşündük. Bütün bu çalışma alanlarının ortak noktası ‘’Türk Dünyası’’ konusuydu. İşte bu toplantıdan Türk Dünyası alanında çalışmalar yapmayı önümüze hedef olarak belirledik.

Daha sonra 2013 yılında Antalya’da Türk Dünyası Birlik Platformu’nun 1. kurultayını gerçekleştirdik. Kuruluşumuzu kamuoyuna duyurduk. Akabinde 2014 yılında Isparta’da 2.kurultayımızı düzenledik. Şimdi platformumuz 3. kurultayını düzenleyeceğiz. İnşallah daha nice kurultaylar, çalışmalar ve faaliyetler gerçekleştireceğiz. Ben buradan platformumuzun kurulması için emek harcayan her bir arkadaşımıza ayrı ayrı teşekkürlerimi iletiyorum. Onlar olmasaydı bu platform kurulmazdı. Arkadaşlarımızın emeklerini fedakârlıklarını hiçbir zaman unutmayız.

Şu an platformun geldiği son nokta beni mutlu ediyor, ama elbette ki  gönül  hep daha fazlasını  ister… Eskiden bir avuç insanken şimdi sayımız bir hayli fazla, oturmuş bir teşkilat yapımız var. Üniversitelerde etkin durumdayız. Şimdilik imkanlar dahilinde durumumuz bu  ölçüde ama kısa bir sürede platformun daha iyi  yerlerde olacağı kesin. İşte bizlerin o güne hazırlıklı olması şart.

Mert Ç: Türk Dünyası Birlik Platformu gençliğin fikirlerini ve görüşlerini paylaştığı bir oluşum olarak görülmekte. Sizce platform sadece gençlik fikir ve görüşleriyle mi  devam etmeli yoksa daha da büyüyüp gelişmeli mi ?

Şimdi Türk Dünyası Birlik Platformu genç bir örgütlenmedir, gençliğin enerjisi platformumuz için büyük bir artıdır. Bunun yanında gençlik demek gönüllülük demektir. Bunlar bizim güçlü yanlarımız. Lakin şunu da unutmamak lazım ki zaman çabuk geçiyor, bir bakıyorsunuz üniversite 1. sınıftasınız bir bakıyorsunuz mezuniyet döneminize gelmişsiniz ve bir bakıyorsunuz işe girmişsiniz en verimli dönemler dediğiniz yıllar çabucak geçivermiş. Peki yılların geçmesi bizim Türk Dünyası aşkımızı eksiltecek veya Türk Dünyası Birlik Platformu için yapabileceklerimizi azaltacak mı ? Tabi ki hayır !  Bir kere yıllar içinde daha da tecrübe kazanacağız, kendimizi geliştireceğiz, arkadaşlarımız önemli işlerde önemli makamlar elde edecekler ve ekonomik olarak şartlarımız bu günden daha da iyi olacak. İşte bütün bunlar platformumuza güç katacak.

O vakitler geldiğinde platformumuzda hem dinamik gençler olacak, hem de tecrübe sahibi abiler ablalar olacak. Düşünün, gençliğin enerjisi ve çalışkanlığı, büyüklerin tecrübe ve birikimi ile birleşecek. O gün geldiğinde platformumuz daha da güçlü olacak.

Bu güçlü ekip, platformu bu günkü yerinden daha da üst seviyelere taşıyacaktır. Bunun için planlamamızı şimdiden yapıyoruz. Platform yönetim yapılanmamızda sadece üniversite öğrencilerine değil, iş ve meslek sahibi akademik kişilere de yer veriyoruz. Böylelikle gün gelecek platform çok büyük projeler gerçekleştirecektir. Bunu hep birlikte başarıp göreceğiz inşallah.

Mert Ç: Gelelim Balkanlara.. Bildiğim üzere siz de bir Balkan göçmenisiniz ve bu hususta bir takım çalışmalarınız var. RUBASAM üyesi olduğunuzu da biliyoruz. Bizlere üyesi olduğunuz bu kuruluş hakkında bilgi verir misiniz?

Evet benim ailemin kökü Balkanlara dayanır, Hem annemin ailesi hem babamın ailesi Balkan Savaşları sonrasında Edirne’ye muhacir olarak göçüp gelmişlerdir. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde de muhacir olarak göçüp gelmiş akrabalarımız vardır. Anne tarafım Bulgaristan, baba tarafım ise Batı Trakya göçmenidir.

Balkan savaşları sonrası Türkiye’ye göç eden insanların ve onların şu an kurdukları ailelerinin nüfusları 20 milyona yaklaşmaktadır. Bu gerçekten ciddi bir rakamdır. Balkan Göçmenleri özellikle; Trakya, İstanbul, Bursa, Kocaeli, Sakarya ve İzmir bölgelerinde çoğunluktadırlar. Bunun yanında her ilde muhakkak bir muhacir mahallesine ve bir Balkan derneğine rastlayabilirsiniz.

Balkanlardan göç edip gelmiş insanların çektikleri acıları, nereden geldiklerini unutmamaları ve kültürlerini yaşatmaları son derece önemlidir. Balkan Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve günümüze kadar yapılan muhacir göçleri ile Türkiye’ye gelmek mecburiyetinde kalan bu soydaşlarımızın Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında ve yükselmesinde önemli katkıları olmuştur

RUBASAM (Rumeli Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) ‘da  Rumeli – Balkanlarla ilgili sosyal, ekonomik, kültürel, eğitim, sanat, turizm, hukuki araştırmalar ve çalışmalar yapmak ve bununla ilgili sivil toplum faaliyetlerinin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesini sağlamak ve bu konuda çalışmalar yapan kişi ve kuruluşlara destek vermek amacı ile kurulmuştur.

RUBASAM bünyesinde 15 yönetim kurulu üyesi ve birbirinden değerli hocalardan oluşan Danışma Kurulu mevcuttur. Yönetimde Balkan camiasının önde gelen isimleri Av.Özcan Pehlivanoğlu, Süheyl Çobanoğlu, Mesut Başkır ve daha nice değerli isimler vardır. RUBASAM Yönetim Kurulu’nda ben ve Ali Onur Kara platformumuz üyesi olarak bulunuyoruz.

Mert Ç:  Balkanlar hususunda platform olarak birtakım düşünceleriniz, projeleriniz olduğunu duyduk. İleride bizleri ne gibi projeler bekliyor?

Bunu şöyle açıklayabilirim, Türk Dünyası denilince öncelikli olarak herkesin aklına hemen Orta Asya ve Türkistan bölgesi geliyor. Hâlbuki Türk Dünyası geçmişte ve günümüzde Türk’ün yaşadığı her yerdir. Onun için Türk Dünyası coğrafyası içinde Balkanlar da önemli bir yere sahiptir. Gerek Osmanlı Dönemi’nde, Gerek Osmanlı Dönemi’nden önce de Balkanlara Türk unsurunun gittiğini, oralara yerleştiğini ve yüzlerce yıl buraları hâkimiyetleri altında tuttuğunu biliyoruz. Türkler Balkanlara hem kültürünü hem de inancını götürmüş, buralara kök salmışlardır.

Bugün Balkanlarda halen büyük Türk nüfusları yaşamaktadır. Özellikle Bulgaristan, Batı Trakya, Makedonya, Kosova, Bosna Hersek’te yoğun olarak Türkler yaşamaktadır. Yalnız Balkan Savaşları’ndan sonra son 100 yılda buralarda büyük acılar çekilmiş, göçler olmuş, soydaşlarımız büyük eziyetler çekmişlerdir. Bunun yansımalarını günümüzde de görmekteyiz. Özellikle bu bölgelerdeki Türkler yoğun baskı altında tutulmaktadır. Hem siyasal hem kültürel hem de ekonomik baskıya maruz kalmaktadırlar.

Bizim üzerimize düşen görev onların sıkıntılarını öğrenmek ve paylaşmaktır.  Bu bölgelerde unutulan fakir soydaşlarımıza bir nebze de olsa yardım eli ulaştırmaktır. Türk Dünyası Birlik Platformu olarak az veya çok demeden bunu başarabilirsek ne mutlu bizlere.

Bu konuda yapabileceklerimiz saymakla bitmez. Gıda yardımı olur, tıbbı ihtiyaç yardımı olur veya öğrencilere kırtasiye yardımı olur. Aslında oralarda en değerli olan da Türk çocuklarımız için Türkçe kitaplar, hikâyeler ve roman yardımı yapmaktır. Onlara bu kitapları ulaştırmamız, anadillerini daha iyi öğrenmelerini sağlayacak, kültür yozlaşmasına karşın bir önlem olacaktır. Önümüzdeki yıl Balkanların çeşitli yerlerine bu yardımları ulaştırmayı hedefliyoruz.

Mert Ç: Bunun dışında Halit Gökalp KÜÇÜK denilince akıllara gelen bir husus daha var. Azerbaycan ve onun acısı Hocalı Soykırımı. Bu meselelere karşı yoğun ilginiz nasıl oluştu?

Evet Hocalı Soykırımı hususunda kendime edindiğim bir vazife var. Bu alanda çeşitli araştırmalarda bulundum ve canlı tanıklardan olayı bire bir dinleme imkanı buldum. Tıp eğitimi için Azerbaycan’da bulunduğum 4 yıl Azerbaycan Türklerinin meseleleri, tarihi, siyasi durumları hakkında bilgi edinmeye çalıştım. Özellikle Karabağ Savaşı ve Hocalı Soykırımı üzerinde ilgi duyduğum konulardı.

4 yılın sonunda Bakü’den ayrılırken Karabağ gazisi olan gazilerimizden ve  Azerbaycan’da yakın dostluklar kurduğum büyüklerimden  bir isteklerinin olup olmadığını sordum. Tek bir şey istediler. “Biz kardeş ülkemiz Türkiye’yi yakından tanıyoruz ve biliyoruz. Sen de Türkiye’ye gidince bizleri oradaki kardeşlerimize anlat, tanıt, Hocalı’yı anlat, Karabağ’ı anlat.” dediler. Bu istekleri beni derinden etkiledi.

Evet gerçekten de Azerbaycan Türkleri Türkiye’yi çok iyi biliyorlardı. Ama bizler Türk Dünyası’ndaki soydaşlarımızı yeterince tanımıyor bilmiyorduk. 2005 yılında tıp öğrenimimi tamamlamak için Isparta’ya geldiğimde gördüm ki Hocalı Soykırımı konusunda hiçbir şey bilinmiyor.  Sadece Isparta’da değil Türkiye genelinde de çok fazla faaliyet yapılmıyordu. Bu konudaki boşluğu doldurmam gerekiyordu. Bunu kendime vazife bildim ve nerede imkan olursa Azerbaycan’ı, Karabağ’ı, Hocalı’yı anlatmaya başladım. Öncelikli olarak derneklerde, Ülkü Ocakları’nda yaptığım konferanslar ve sunumlar ile  daha sonra üniversite arenasında yaptığım çalışmalar ile anlatmaya çalıştım. Öncelikli olarak yakın illere konferanslar vermek üzere gittim, sonrasında uzak illere de gitmeye başladım. Konferans sonunda gittiğim yerlerden memnuniyetle ayrıldım. Çünkü insanların bu konuya ilgisi büyüktü ve her konferans bitiminde konferansa katılanlar konu hakkında bilgilerinin arttığını ifade ediyorlardı.

Konferanslara ilk başladığım günden bu zamana kadar; Süleyman Demirel Üniversitesi, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi, Sütçü İmam Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi ve Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinde konferanslar verdim. Ayrıca sayısı yirmiyi bulan çeşitli STK’larda Azerbaycan’ı ve Hocalıyı anlatma imkanı buldum.

Bu benim için bir gönüllülük çalışmasıydı, nereden istek gelirse gelsin oraya koşuyordum. Allah güç kuvvet verdikçe de, Azerbaycan’ı Türk Dünyasını, Hocalı Soykırımı’nı, Balkanları anlatmaya çalışacağım. Bu konuda bana destek olanlara davet edenlere de teşekkürü bir borç bilirim.

Mert Ç: Hocalı Soykırımı ülkemizde pek konuşulmuyor yahut üstü örtülmeye çalışılıyor. Bunun sebepleri neler olabilir? Niçin bizden başka bir sivil toplum kuruluşu bu soykırımı insanlara anlatmıyor?

Hocalı Soykırımı; senin, benim, onun, bunun sorunu değildir. Hocalı Soykırımı, bir Türk sorunudur. Hocalı’nın konuşulmaması ve gündeme getirilmemesi tamamıyla bir planın eseridir. Bugün ülkemizde yaptığımızı iddia ettikleri sözde soykırım konusu gündemi yoğun işgal ederken, Hocalı meselesinin gündeme taşınmaması birilerinin canını sıkmama isteğinden gelmektedir. Hâlbuki Hocalı Soykırımı 100 yıl önce yapıldığı iddia edilen sözde bir olay değil, şunun şurasında 23 yıl önce yaşanmış elimizde geniş kanıtları bulunan bir olaydır. Biz Türkler bize yapılan acı olayları hafızamızda tutmuyoruz ve öğrenmiyoruz. Hocalı Soykırımı’nın konuşulması bugün sözde bir iddia peşinde koşan Ermenilere de cevap niteliğinde olacaktır. Bunu engellemek için kim ne yapıyorsa bizler de onlara inat Hocalı’nın   konuşulması ve  gündemde kalması için elimizden gelenin fazlasını yapmalıyız.

Mert Ç: Bir durum daha var. O da meclisimizin bu soykırımı tanımamış olması. Sizce tanıması mümkün müdür? Bu konuda ne gibi  çalışmalar yapılabilir?

23 yıl önce Hocalı’da yaşananlar, insanlık adına büyük bir ayıp olarak hatırlanmakta ve bütün dünya tarafından kınanması gerekmektedir. Hocalı’da yaşananlara uluslararası hukuk çerçevesinden bakıldığında, yaşananların bir soykırım olduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır. 9 Aralık 1948’de BM tarafından kabul edilen ve 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe giren “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmesi”nin 2. maddesinde tanımlanan soykırım kavramı ile tamamen örtüşmektedir. Ayrıca Hocalı Soykırımı, Cenevre Sözleşmesi, İnsan Hakları Beyannamesi, Vatandaş ve Siyasi Haklar Konusunda Uluslararası Sözleşme, Ateşkes Zamanında ve Askeri Çatışmalar Zamanı Kadın ve Çocukların Korunması Beyannamesi’ne karşı işlenmiş bir suçtur. Hocalı’da yaşananlar, Azerbaycan dışında Meksika, Pakistan, Kolombiya, Çek Cumhuriyeti, Bosna-Hersek, Peru, İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamentolar Birliği tarafından soykırım olarak tanınmış ne var ki, TBMM’de Hocalı’da yaşanan acı hadiseler henüz soykırım olarak tanınmamıştır. Bu bir utançtır ve bu utancında sebebi bizler değil ülkeyi yönetenlerdir.

TBMM’de Hocalı’nın soykırım olarak tanınması elbette ki mümkündür. Lakin bunun yolu devletin bu konuya yaklaşımı ile ilgilidir. Siyasi partiler bu konuya fazlasıyla eğilmeli ve en önemlisi de iktidarın bu konuyu ele alması gereklidir. Bunun önergesi 2 sene önce TBMM’ye verildi ve iktidar milletvekilinin oylarıyla reddedildi. O iktidar milletvekillerine sesleniyorum, görüntüleri izlediniz mi? Bunlar vahşet, soykırım değilse soykırımın tanımı nedir? Bu tanımı bize yapın, bizde öğrenelim.

Bize dayatılan sözde Ermeni iddialarına karşın Hocalı Soykırımı’nın tanınmasının ve tanıtılmasının dünya kamuoyu karşısında elimizi güçlendireceği aşikârdır. Bunun için ilk önce halk Hocalı meselesini iyice özümsemeli, bunu tanımayan devlet yönetimine gereken baskıyı yapmalıdır.

STK’ların  bir araya gelerek yapacakları güç birlikteliği bu konuda en güçlü katkı olabilir. Daha sonra bunun belediye meclislerinde tanınması, üniversite senatolarında tanınması, imza kampanyaları yapılması gibi atılacak adımlarla konunun gündeme gelmesi ile birlikte TBMM’de Hocalı Soykırımını tanımayan iktidarın bunu tanımaya zorlanması gerekmektedir.

Ve yahut  Hocalı Soykırımı’nı tanımanın en kısa yolu da milli düşünen bir iktidarın başa gelmesidir. Bu sorunun çözümünü sağlayacaktır.

Mert Ç: Bunun dışında sizin bir tıp doktoru olduğunuzu biliyoruz. Bize tıp hayatınızdan bahseder misiniz? Sizce tıp kulvarında Türk Dünyası için yapılabilecek çalışmalar var mı ?

Tıp mesleğinde 4. Yılımdayım, tıp öğrenciliği hayatımın ilk yarısını Azerbaycan Bakü’de ikinci yarısını ise Isparta’da tamamladım. Bundan dolayı tıp alanında bir başka ülkeyi gördüm inceledim, hakkında fikir sahibi oldum. Tıp alanı ile Türk Dünyası alanını birleştirmek olur mu? Tabi ki olur. Bu günümüzde maalesef pek uygulanmayan bir çalışma ve hedef. Türkiye tıp alanında diğer Türk Cumhuriyetlerinden daha önde. Sağlık alanında kardeş ülkelerine öncü olabilir. Özellikle oralarda yeni sağlık kuruluşlarının açılmasına öncülük edebilir. Yetiştirdiğimiz tıp adamlarımız oralarda tıp eğitim ve sağlık hizmeti alanında çalışabilirler. Bunun örnekleri var mı? Tabi ki var ama az.

Bizler Türk Dünyasının fakir bölgelerine tıbbı sağlık hizmeti de götürebiliriz veya tedavi için Türk Dünyası’ndan hastaların Türkiye’ye getirilmesine öncülük edebiliriz..Gelecekte inşallah Türk Dünyası sevgisini içinde barındıran doktorlar Türk Dünyası’nın her alanında bir araya gelecekler ve bu alanda çalışmalar yapacaklardır. Belki Türk Dünyası’nın ortak bir tıp fakültesi veya ortak büyük bir hastanesi bile kurulabilir. Ama bütün bunlar devlet desteği altında yapılabilir. İnşallah gelecek bütün bunları bizlere yapabilmemiz için önümüze fırsatlar çıkarır.

Mert Ç: Son olarak eklemek istediğiniz bir konu yahut projeleriniz varsa dinlemekten memnuniyet duyarız.

Bizde projeler fikirler bitmez. Evet aslında bir projem var, bu projemi de platformumuzun sahiplenmesi en büyük isteğim. Biz hep ne diyoruz turan aşığıyız diyoruz. Peki bugün Türk Dünyası acı çekiyor, sıkıntılar içinde desem ne yaparsınız hemen çözüm yolu bulmaya, düşünmeye başlarsınız değil mi?

Evet işte tam da bu konunun merkezindeyiz. Bizlerin turana el açması, gönül kurması lazım, Türk Dünyası’ndaki soydaşlarımızın bize ihtiyacı var, elimizden geldiğince onlara yardım etmemiz lazım.

İşte bunun için benim projem bir gönül projesi. Ne mi yapacağız? Elimizi uzatacağız, kardeşimize destek olacağız. Bu gibi işler bir iki kişinin yapabileceği işler değil, büyük birliktelikler ister.

Ne mi yapacağız? Türk Dünyası’na açılacağız, Türk Dünyası’na gideceğiz, onlarla tanışacağız, yardım elimizi uzatacağız…

İşte bu benim hayalim, işte bu benim projem…

İnşallah hep birlikte gerçekleştireceğiz…

Son sözüm mü; fazla söze gerek yok, haydi çalışalım!!!

Ne için mi? Tabi ki Türk Dünyası! Türk Dünyası! Türk Dünyası!

Geçmişten günümüze değin çalışmalar neticesinde kurulan Türk coğrafyasının savunucusu Türk Dünyası Birlik Platformu’nun Genel Koordinatörü Sayın Halit Gökalp KÜÇÜK ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Platform ve gelecek hakkında fikirlerini öğrendik.

Gökalp Bey kısıtlı vaktinizde bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

 

Genel Koordinatörümüz Dr. Halit Gökalp Küçük’ün bu söyleşisi “Gökkubbe Dergisi”nin Ağustos 2015 tarihinde 4. sayısında yayınlanmıştır.